gemoloji
Eylül 10, 2010, 11:54:48 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Get your own Chat Box! GENISLET!

Duyurular: Normal Üyelere yazma hakkı engellenmiştir. Reklam amaçlı olmayan herkes hak talep ettiğinde,  kendilerine hak verilecektir. Lütfen  temasa geçiniz...
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
 1 
 : Nisan 29, 2010, 01:18:27 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
Evaporitler, Dekoratif Mineraller ve Süstaşları
Süstaşları; modern bir kuyumcunun bakış açısıyla mücevherler, güzel ve değerli cisimler yaratabilmek için kesilebilen ve cilalanabilen mineral ya da organik maddelerdir. En değerlileri elmas, yakut, safir ve zümrüttür. Bu taşlar kendilerine has özelliklere sahiptir. Sert ve dayanıklıdırlar. Neredeyse hemen ayırt edilmelerine neden olacak farklı renk dizilerine ve parlak kıvılcımlara sahiptirler.
Çoğu süstaşı yerkabuğunun ısı ve basıncıyla oluştuğu için mineral halindedir. Ama küçük hayvanlar, bitkiler ve diğer yaşayan organizmalar tarafından oluşturulmuş 4 organik taş vardır; inci, kehribar, mercan ve siyah kehribar. Süstaşları ile altın ve gümüş, az bulundukları ve bakılacak güzellikte oldukları için değerlidirler.
Süstaşları, takı ve kakmalarda-ince oymacılıkta kullanılan dekoratif mineraller ile evaporit minerallerinin kristal halde ve ilginç formları bu bölümde sergilenmektedir. Ayrıca kristal yapıda olduğu için ticari değeri olan çeşitli mineraller bu bölümde görülebilir.

   



Halit (Kaya Tuzu)
Jips
Kolemanit
Kuvars
Obsidiyen
Halit (Kaya Tuzu) NaCl

Eski çağlardan beri besin maddesi olarak kullanılan tuz, çağımız kimya sanayisinin en önemli girdilerinden birisidir. Kübik sistemde kristalleşen tuz, Na ve CI iyonlarından oluşur. Saf halde iken yaklaşık %40 sodyum, %60 klordan meydana gelir. Yüksek basınç altında plastik özellik gösteren tuzun sertliği 2-2,5 olup, özgül ağırlığı 2,1-2,55 gr/cm3 arasında değişir. Ergime noktası 800 oC, kaynama noktası ise 1412 oC'dir. Genellikle gri, beyaz veya renksiz, bazen sarı, kırmızı hatta mavi ve yeşil olabilir. Ekonomik bir değer taşıyan tuz kaynakları katı ve sıvı olarak ikiye ayrılmaktadır. Tuz, sıvı halde denizlerde, göllerde, tuzlu su kaynaklarında ve tuzlu su kuyularında bulunmakta olup, katı halde kaya tuzu şeklindedir.

Jips CaSO42H2O
Monoklinik sistemde kristallenir. Sertliği 2, özgül ağırlığı 2,32 gr/cm3'tür. Tırnakla çizilebilir. Mükemmel dilinim gösterir. Başlıca sedimanter kayaçlar içerisinde olmak üzere geniş yayılım gösteren bir sülfat mineralidir. En yaygın kullanım şekli alçı üretimidir. Ayrıca inşaat, çimento, boya, tekstil ve gübre sanayileri ile kimya sektöründe kullanılır.

 

 
Kolemanit Ca2B6O115H2O
Monoklinik sistemde kristallenir. Sertliği 4-4,5, özgül ağırlığı 2,42 gr/cm3'tür. B2O3 içeriği % 50,8'dir. Suda yavaş, Hidroklorik asitte(HCl) hızla çözünür. Bor bileşikleri içinde en yaygın olanıdır. Türkiye'de Emet, Bigadiç ve Kestelek yataklarında, dünyada ABD'de bulunur. Cam, seramik, temizleme ve beyazlatma sanayilerinde, yanmayı geciktirici madde yapımında, tarım, metalurji ve nükleer uygulamalarda kullanılır.

 
Kuvars SiO2
Romboedrik sistemde kristallenir. Sertliği 7, özgül ağırlığı 2,65 gr/cm3'tür. Camsı görünümde, midye kabuğu şeklinde kırınımlı, genelde renksiz, bazen beyaz, siyah, nadiren pembe renklerde olup şeffaf veya yarı şeffaftır. Mor, eflatun renklerde olursa Ametist, sarı renkte olursa Strin adını alır. Doğada yaygın olarak bulunur. Cam, inşaat, seramik, kimya sanayilerinde, optik alet yapımında, piezoelektrik özelliğinden dolayı kuvars saatlerde ve yarı değerli süstaşı olarak kullanılır.

Piezoelektrik Özelliği
Piezoelektrik özellik ilk olarak Pierre ve Jacques Curie tarafından 1881'de Kuvars mineralinde saptanmıştır. Fakat bu özellik ancak son 50-60 yıldır pratikte kullanılmaya başlanmıştır. 1921'de Kuvars'ın piezoelektrik özelliği radyo frekanslarının kontrolünde kullanılmıştır. Daha sonra saatlerde kullanılmaya başlanmıştır. Bugün pahalı olmayan bir Kuvars saat, pahalı olan en iyi kalitedeki mekanik saatlerden daha doğru çalışır. 10 yılda 1 saniye hata yapar. Turmalin'in de piezoelektrik özelliği vardır. Fakat Kuvars'la karşılaştırıldığında Turmalin, radyo osilatöründe daha az etkilidir ve doğada nadir bulunur. Bu nedenle tercih edilmez.

Kuvars'ın Piezoelektrik Özelliği
Kristal sistemindeki a2 eksenine göre dik olarak kesilmiş olan bir Kuvars lameli iki ucundan tutularak büküldüğünde lamelin iki zıt ucunda artı ve eksi olarak elektrik yükleri meydana gelir. Buna Kuvars'ın piezoelektrik özelliği denir. Lameli bükmeye yarayan kuvvetleri ortadan kaldırdığımızda Kuvars lameli doğrulur ve elektrik yükleri kaybolur. Tekrar bükülürse elektrik yükleri yeniden ortaya çıkar. Bu özelliğinden dolayı eğer Kuvars'ı bir elektrik devresinin içine yerleştirip yukarıdaki elektrik yüklerini oluşturursak Kuvars lameli bükülür. Elektrik devresini kesersek Kuvars lameli düz haline döner. Bu olay sürekli tekrarlanır ve bu tik-taklar, Kuvars'lı saatlerin çalışmasını sağlar. Buradaki akım devresi titreşen bir devredir ve Kuvars'ın titreşme frekansı akımın kesilip geri gelme frekansını ayarlar.

Obsidiyen
Volkanik cama verilen eski bir addır. Siyah, kahverengi, bazen yeşil renklerde olabilir. Genellikle riyolitik bileşimli bir kayaç olup konkoidal(midye kabuğu şeklinde) kırınım gösterir. Geçmişte mızrak ucu, okbaşı ve diğer keskin aletlerde, ayrıca mücevherat ya da sanatsal objelerin yapımında kullanılmıştır. Günümüzde yarı değerli süstaşı olarak önemini sürdürmektedir.

MTA dan alıntıdır.

 2 
 : Nisan 29, 2010, 01:17:40 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
Eski bir internet yazısı olsa da çok yerinde saptamalar var arkadaşlar...

Tarih: 05:14, 25/3/2007
TÜRKİYEDE YARI KIYMETLİ TAŞLARIN DURUMU

Kuyumculuk sektöründe özellikle son yıllarda büyük ilgi görmeye başlayan yarı kıymetli taşların bir bölümü Türkiye’de var; jeolojik oluşum koşulları düşünüldüğünde başka türde taşların bulunma olasılığı da çok yüksek. Ancak Türkiye’de üretim potansiyeli bulunan yarı kıymetli taşların daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için öncelikle konuyla ilgili eğitimin yaygınlaştırılması ve yatakların bulunduğu yörelerde yaşayanların bilinçlendirilmeleri gerekiyor.


Kuyumculukta genellikle gümüş ile birlikte kullanılan mineral ve taşlar, yarı kıymetli taşlar olarak tanımlanagelmişlerdir. Yarı kıymetli taşlar kuyumculuk ve süsleme eşyası yapımında ağırlıklı olarak kullanılırlar. Altın ile kullanılan, ancak dünya çapında gelişmiş kullanılma alışkanlığı yaratılamadığı için pazarda önemli yer tutmayan özel taşlar (oltu taşı, irize opal) da yarı kıymetli taşlar grubunda yer alırlar. Bu tanımlamalar bize kıymetli ve yarı kıymetli taşların sınıflamasında kesin bir sınırın olmadığını göstermesine karşın elmas, yakut, safir ve zümrütün dışında kalan, kuyumculuk ve süsleme sektöründe kullanılan mineral ve taşlar yarı kıymetli taşlar sınıfında yer alırlar.

<!--[if !vml]--><!--[endif]-->
MİNERALOJİ

Yarı kıymetli taş olarak değerlendirilen çok sayıda mineral ve kayaç vardır. Bunlardan bir kısmı yurdumuzda bulunur ve bir kısmının da bulunma olasılığı jeolojik oluşum koşulları göz önüne alındığında oldukça yüksektir. Bu çerçevedeki bazı yarı kıymetli taşların özellikleri Tablo 1’de gösterilmiştir.

<!--[if !vml]-->
Tablo 1.de yer alan yarı kıymetli taşlar kendi içlerinde de çeşitlenirler. Çeşitler arasında değer açısından oldukça büyük farklar vardır.

DÜNYA’DAKİ VE TÜRKİYE’DEKİ BAŞLICA YATAKLAR

<!--[if !vml]--><!--[endif]-->
Opal çeşitleri dünyada başlıca Avustralya, Macaristan, Meksika, ABD-Nevada ve Türkiye’de bol miktarda bulunurlar. Ateş opal Meksika ve Türkiye’de Kütahya ili, Simav ilçesi, Karamanca köyünde bulunur. Karamanca ateş opalleri riyodasit-riyolit olarak tanımlanabilen kayaçların boşluklarında kırmızı, sarı, beyaz şeffaf veya bu renklerin çeşitli tonlarında oluşurlar. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Almanlar tarafından işletilmiştir. Günümüzde terkedilmiş ocakların aynalarından ve pasalarından 1mm-1cm boyutlarında ateş opal toplamak mümkündür. TUPRAG tarafından altın madeni olarak ruhsatlanmıştır.


Kıymetli Opal veya diğer adıyla İrize Opal’in ana yurdu Avustralya olarak kabul edilebilir. Türkiye’de de özellikle Eskişehir, Bilecik, Kütahya ve Afyon illerinde volkanik faaliyetlerin etkin olduğu yörelerde ve serpantinleşmiş ultrabazikler üzerine gelen Eosen konglomeralarında hemen hemen her çeşit ve renkte opal oluşumlarına rastlanılır. Opal oluşumları magnezit yataklaşmaları ile yakın ilişkilidir. Eskişehir Dereyalak köyü civarından ekonomik boyutta opal çakılları, konglomeraları oluşturur. Eskişehir-Sivrihisar-Karkın süt opalleri ağsal damarlar halinde serpantinitleri kesmiş olarak gözlenirler.
Dünyadaki jadeid yatakları Guatemala, Japonya, Rusya ve ABD’nin Kaliforniya eyaletinde ve Myanmar(Burma)’da bulunmaktadır. Kretase sonu ve Eosen yaşları arasında oluşan kristalen şist ve plutonik kayaçlarla çevrelenmiş serpantinler içinde bulunur. Ultrabazik ve bazik kayaçların zengin olduğu ülkemizde, nefrit ve jadeidin bulunma olasılığı oldukça yüksektir. Özellikle başkalaşıma uğramış ofiyolit kuşakları gözden geçirilmelidir.
Dünyanın hemen her ülkesinde kuvars oldukça çok bulunmaktadır. Mor kuvars (ametist) Brezilya’daki zengin rezervli yataklar bulunmadan önce çok pahalı taşlar grubuna giriyordu. Türkiye kuvars ve çeşitleri değişik yörelerde bulunmaktadırlar. Balıkesir-Dursunbey-Göğü köyü civarında volkanik kayaçlar içinde çatlakları dolduran ametist kristalleri vardır. Ordu-Fatsa’da liman yapımında kullanılan taş bloklarında ametist damarları gözlenir. Yozgat-Şefaatli, Gümüşhane ve Şebinkarahisar yörelerinde bulunur.

<!--[if !vml]-->
Balıkesir-Biga-Dikmen köyü güney doğusunda şistler içinde krizopras bulunur. Eskişehir-Sivrihisar-Dumluca köyü civarında Mihalıccık-Sazak arasında Osmanlı İmparatorluğu döneminde işlenmiş krizopras oluşumları vardır.
Aydın-Karacasu-Damdere köyü civarında şeffaf ve hafif dumanlı kuvars kristalleri bulunur. Aydın-Koçarlı ilçesi Mersinbeleni Köyü civarında dağ kristali (şeffaf kuvars) ve dumanlı kuvars kristalleri yaygındır. Aydın-Çine ilçesi Topçam, Kırksakallar, Yeniköy, ve Ovacık köyleri civarında dağ kristalleri ve dumanlı kuvars kristalleri bulunmaktadır. Beypazarı-Kırbaşı-Aşağı Çamlar köyü civarındaki feldspat ocaklarında 10-70 cm boyutlu kristal kuvarslar bulunmaktadır.


Kriptokristalin kuvars oluşumu, masif ve bantlı kalsedon oluşumları oldukça yaygındır. Balıkesir-Gönen-Alacaoluk köyü; Çanakkale-Biga Dikmen köyü; İzmir-Aliağa Güzelcehisar Barajı çevresi, Bergama Şakran bucağı, Seferhisar Doğanbey beldesi; Eskişehir-Mayıslar köyü ve Bolu-Kıbrıscık köyü civarında mavi kalsedon oluşumları bulunur. Ankara-Çubuk ilçesinde çizgili kalsedon oluşumu agat olarak değerlendirilmektedir.
Beril ise Rusya, Kolombiya, Seylan, Madagaskar ve Brezilya’da boldur. Manisa-Gördes ilçesinde bulunan ve feldspat üretimi yapılan pegmatitlerde beril vardır. Zaman zaman açık yeşil renkli ve zümrütü andırır şeffaflıkta beril kristalleri bulunmaktadır.



Yozgat-Doğankent-Oruklar köyü yakınlarında granitaplit ve pegmatitlere bağlı olarak rubellit (pembe turmalin) kristalleri bulunmuştur. Gelişmiş dilinimleri nedeniyle işlenememektedir.
Diyaspor yatakları Türkiye, Urallar, Yunanistan, ABD ve Çek Cumhuriyetinde vardır. Türkiye diyasporları kalite bakımından yüksek değerlidir. Menderes masifi kenar zonlarında yer alan zımpara yataklarında gözlenir. Muğla-Milas-Mersinet-Küçükçamlıca tepe boksit-alümina ocak işletmesinde damarlar halinde, şeffaf, sarı-yeşil renkli diyaspor kristalleri bulunur.
Feldspat çeşitleri yarı kıymetli taş olarak kullanılmaktadır. Yurdumuzda Aydın-Çine feldspat işletmelerinde şeffaf feldspat kristalleri mevcuttur. Simav-Söğütcük yöresindeki pegmatitlerde, iyi kristallenmiş feldspatlar bulunur.
Gröna çeşidi pirop, Güney Afrika ve Rusya’da boldur. Grossular, Srilanka, Madagaskar, Meksika ve Kanada’da bulunur. Yurdumuzda Aydın-Yatağan-Hacımescitlen köyü civarında şistler içinde 1-6 cm boyutlu almandin kristalleri vardır. Eskişehir-Sarıcakaya- İğdir dere kumları içinde ufak pirop kristalleri görülür.
Olivin, Burma ve Kızıldeniz’de St. John adasında, Mısır, Seylan ve Brezilya’da bulunur. Osmanlı sarayında Mısır’dan geldiği söylenen ve Zebercet olarak adlandırılan iri kristal olivinler vardır.


MADEN İŞLETME YÖNTEMLERİ
Yarı kıymetli taşların işletilmesi basit madencilik işlemleriyle gerçekleştirilir. Genellikle açık ocak işletmeleri olarak kazma, kürek ve kayacı kırıcı olarak el murçları ve gerektiğinde ufak benzinli kırıcı ve deliciler kullanılır. Pegmatitlerde yarı kıymetli taş cepleri, içerdikleri yarı kıymetli taşları tahrip etmeyecek şekilde dikkatli kazma işlemleriyle temizlenirler.
Jeolojik yapının ve yarı kıymetli taşların litolojideki dağılımına göre mekanize işletmeler de şekillenebilmektedir. Bugün Avustralya Queensland’da Cragg asil opal madeninde 41 iş makinesi çalışmaktadır. Bölgede yeni bir ocak açılırken önce 75 cm çaplı sondaj ile 20 metre derinliğe kadar kuyu açılır. Opal varlığını gösteren işaretler aranır. Şayet bir işaret bulunursa işçi ekibinden bir kişi ip ile kuyuya inerek renk kontrolü yapar. Üretim yapılabilecek bir bölge bulunmuşsa buldozerler ile opal bulunan tabakanın üstü temizlenir. Derinliği 2,5 ile 12 metre arasında 60x15 m genişliğinde bir alan açılır. Opal varlığına göre yapılacak üretim ile açık ocağın şekli belirlenir. Bulunan en büyük opal 1m x 60 cm x 25 cm boyutludur (1907).
Myanmar (Burma) jadeidleri serpantinleşmiş peridotitler içinde dayklar halinde birincil olarak ve bunlardan türeyen ikincil blok ve çakıllardan oluşur. Jadeid dayklarını tanımak kolaydır, tarihsel boyutta üretim, dayka yakın bir yerde ateş yakıp üzerine su dökerek kayaçta çatlaklar oluşturmak şeklinde yapılmıştır. Şimdilerde basit kırıcı ve kazıcılarla jadeid daykı öncelikle temizlenir sonra patlayıcılar ve çekişli kırıcılar kullanılarak üretim sağlanır.

<!--[if !vml]-->
Ülkemizde yarı kıymetli taş üretiminde belli yeni maden üretim yöntemleri, genellikle uygulanmamaktadır. Aydın-Koçarlı yöresinde kuvars işletmesi ve Eskişehir Mayıslar Köyü mavi kalsedon işletmesinde basit maden üretim yöntemleri kullanılır. Mayıslar’da limonitli cevherleşme zonundan delme patlatma ile üretim yapılmaktadır. Buradan çıkartılan kalsedonların işlenmesi için tesis kurma çalışmaları vardır. İşletme başvurusu bulunan Bolu-Kıbrıscık mavi kalsedon yatakları, 1.5 m kalınlığında bir damar halinde oldukça yaygın yataklaşma gösterir.
Bilinen diğer oluşumlardan yöre köylüleri tarafından basit kazma yöntemleriyle üretim ve stoklama yapılmakta, taş toplayıcı ve pazarlayıcılarına satılmaktadır.


KULLANILAN ALANLAR VE PAZARLAMA
Yarı kıymetli taşlar kuyumculuk sektöründe ve çoğunlukla süslemecilikte kullanılırlar. Agatlardan laboratuar havanları yapılır. Pazarlama daha çok Almanya, İtalya, ABD, Hong Kong ve Tayvan’da yoğunlaşmıştır. Almanya’da bir zamanlar taş üretim merkezi olan Idar Oberstein bugün için bir taş işleme ve pazarlama merkezi haline gelmiştir. Dünya yarı kıymetli taş üretiminin çoğu Idar Oberstein borsasından geçer. Ancak örneğin Hong Kong da 1950’li yıllardan beri jadeid ticaretinin merkezidir.
Yurdumuzda üretilen yarı kıymetli taşlar, genellikle yurtdışına çeşitli yollardan çeşitli adlar altında ihraç edilmektedir. Son on senede yarı kıymetli taşları işleyen tesisler için çeşitli yatırımlar yapılmak istenmiştir. Örneğin KOSGEB destekli obsidiyen taşından bijuteri üretim projesi Kars ilinde gerçekleştirilmiştir.

<!--[if !vml]-->

Anadolu Üniversitesi bünyesinde Devlet Planlama Teşkilatı tarafından desteklenen projelerle "Kıymetli ve Yarı Kıymetli Taş Atölyesi" kurulmuştur. İlk olarak Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde Buca Meslek Yüksek Okulu’nda bu konuda eğitim veren bir bölüm açılmıştır. Daha sonraları Muğla, Afyon Kocatepe ve Mersin Üniversitelerine bağlı meslek yüksek okullarında programlar açılmıştır.
Ankara, İstanbul ve İzmir’de bulunan basit kesme, şekillendirme, tamburlama yöntemlerinin uygulandığı atölyeler ile kıymetli ve yarı kıymetli taş ve mineralleri satan hobi mağazaları yurtiçi üretimine kısmen pazar yaratmaktadır.

SEKTÖRÜN SORUNLARI


Sektördeki başlıca sorun belli bir üretim ve pazarlama düzeninin kurulamamış olmasıdır. Bunun nedenleri yarı kıymetli taş oluşumlarının küçük boyutta olmaları, Maden Kanunu’nda bu sektöre dönük özel koşulların yer almaması, Uzakdoğu ülkelerinden çok ucuza işlenmiş taş ithalatı yapılmasıdır.
Küçük boyutlu taş yataklarında işletme masrafları, kalıcı tesis kurulduğu zaman kârlılığı ortadan kaldırmaktadır. Kalıcı tesis kurulmadığı durumlarda ise taş yatakları yöre köylülerince veya bölgeye gelen yöre dışı kişilerce kaçak olarak çıkarılmakta; taş toplayıcılar ve pazarlamacılar aracılığı ile değişik kılıflar altında yurtdışına çıkartılmaktadır.
Ufak boyutlu atölyelerin dışında yapılan ve yapılmaya çalışılan fabrika yatırımları, ucuz ithalat karşısında sonuçsuz kalmaktadır.

<!--[if !vml]-->

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Yarı kıymetli taş oluşumlarının talanını önlemek için yataklaşmanın yakınındaki yöre köylülerinin bilinçlendirilmesi ve köye ekonomik girdilerin sağlanması gerekir. Girişimlerimiz sonucunda bu amaçla Anadolu Üniversitesi bünyesinde Devlet Planlama Teşkilatı’nca desteklenen iki proje ile bir atölye-laboratuar kurulmuş olmasına rağmen, çeşitli olumsuz gelişmeler nedeniyle köy düzeyine inilememiştir. Üniversitelerde yer alan meslek yüksek okullarında uygulanan öğretim programları ile yöre köylüleri de bilinçlendirilmelidir. Orman köylülerini meslek edindirme amacıyla kurulan Bilecik ve Düzce’de bulunan okulların benzerleri, yarı kıymetli taşların bol bulunduğu yörelerde de kurulmalıdır.
Değiştirilme çalışmaları yapılan Maden Kanunu kapsamında küçük maden işletme koşulları tanımlanmalı, kolaylıklar sağlanmalı ve kaçak üretimler yasallaştırılmalıdır.

<!--[if !vml]-->
Hiç değilse en az bir yarı kıymetli taş borsası kurulmalı ve çeşitli şekillerde üretilen taşlar bu borsada değerlendirilmelidir. Bugün için bile hangi cins taşın hangi yöreden ve ocaktan çıkarıldığı bilinebilmektedir. Zaman içinde bu konuda yetişmiş eksperler olacaktır ve taşlar belgelenerek yasallaşma sağlanabilecektir...

(alıntıdır..emeği geçen herkese teşekkurler..)
<!--[if !vml]--><!--[endif]-->

 3 
 : Nisan 29, 2010, 01:11:59 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
ÖZ

Türkiye’nin en önemli süstaşlarından biri olan Anadolu ateş opallerinin, kütlesel yayılımlı yarısaydam zonal yapıda kapanımsal içerikleri, ateş opallerinin süstaşı piyasasındaki gemolojik değerini düşürmektedir.

Dünyada ekonomik boyutta rezervlere sahip iki önemli üretici ülke bulunmaktadır, Meksika ve Türkiye. Geçmiş dönemden beri Simav ve/veya Kütahya opalleri olarak da bilinen bu taşlara bu çalışma içerisinde Anadolu ismini vererek, Dünya süstaşı pazarında Türkiye’nin daha belirgin isim yapması düşünülmüştür.

Optiksel gemolojik inceleme mikroskobu (Gemmoskop), taramalı elektron mikroskobu (SEM), ve X-ışını kırınım spektroskopisi (XRD) kullanılarak, ateş opallerinin tüm renkli türlerindeki genel opal yapıcı silis fazlarının yanında, Anadolu ateş opalleri içerisindeki bu zonal yapıdaki kapanımlara neden olabilen mikro yapılar da ortaya çıkartılmıştır.

Anadolu ateş opallerinin atomik yapısı SEM görüntülerine göre nano-boyutludur (10-60 nm). Bu haliyle Dünyadaki diğer ateş opalleri örnekleriyle yapısal uyumluluk gösterir.

Anadolu ateş opallerinin kristalinitesi XRD grafiklerine göre psödokristalin derecede olup, başlıca opal-CT (opal-T ve opal-C kombinasyonu) ve opal-C denilen opal yapıcı silis fazlarından oluşmuştur. Bu çalışmanın en özgün yanı, ateş opallerinin içerisinde psödokristalin opal yapıcı temel silis fazlarının yanında, Dünya’daki diğer ateş opallerinde olduğu henüz rapor edilmeyen, kristalin yapılı kuvars ve moganit minerallerinin kapanımsal varlığının ilk kez duyurulmasıdır
(DEU Ders notları)

 4 
 : Nisan 29, 2010, 01:11:29 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
Özet

Orta Anadolu’da, Eskişehir ilinin Sarıcakaya ilçesi, eşsiz ve ideal mavi renkli yarısaydam kalsedon örnekleri içeren çok zengin bir süstaşı yatağıdır. Bunlar Dünya süstaşı pazarında, “Mavi Türk Kalsedonu” yada “Sarıcakaya Mavi Kalsedonu” olarak da tanınırlar. Bölgedeki kalsedon büyük oranda gözenekleri dolduran yumrular olarak yataklanmıştır. Kalsedon yumrularının ortalama çapı 10-15 cm aralığında olup, maksimum 60-70 cm’dir. Yumrular, kahverengi-sarı bazıları ise beyaz renkli, pürüzsüz ve düz bir yüzeye sahip, yaklaşık 5 mm kalınlıkta bir dış kabukla örtülmüştür. İlaveten, Dünyada oldukça nadir bulunan mor renkli kalsedon örnekleri de aynı bölgede yataklanmıştır.

Kalsedon çökelimi, fay kontrollü olarak oluşmuştur. Bölge, kuvvetli ve uzun süreli bir tektonik faaliyete sahip olmuştur. Hem tabandan ofiyolitik kompleksi keserek yükselen granotoit plutonun, hem de kuzeyden güneye bindirme yapan kireçtaşları yüzünden, Mihalgazi Formasyonunun kumtaşları ve arkozları içerisinde çok sayıda fay gelişmiştir. Devamında, hem Paleosen yaşlı sedimanter Mihalgazi Formasyonunun çökelimi hem de Eosen yaşlı volkanik andezit lavlarının yayılımı süresince ve de bunu izleyen dönemlerde, ilave faylarda gelişmiştir. Böylece bölgede geniş ve uzun bir çatlak zonu oluşmuştur. Birbirine paralel olarak kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan, iki normal fay hattında bulunan kumtaşı-arkoz birimleri içerisinde, fay breşleri meydana gelmiştir. Kalsedon çökelimi süresince ve daha sonraları, bölgede tektonik faaliyet devam etmiştir.

Bölgedeki mavi kalsedon oluşumundaki aracının, düşük P-T ve alkalin pH koşullarında, hidrotermal sirkülasyonun varlığında, koloidal silis sisteminin olduğu, en makul varsayımdır. Tektonik faaliyetin uzunca bir süre devam etmesi yüzünden, kalsedon yumruları Paleojenden Neojene kadar beş farklı zamanda yataklanmıştır. Bu yüzden, onların renkleri ve görünüşleri birbirinden oldukça farklıdır. Bunlar; (1) Masif koyu mavi renkli kalsedon, (2) masif açık mavi renkli kalsedon, (3) kahverengi çatlak dolgusuna sahip beyazımsı mavi renkli kalsedon, (4) içi beyaz dışı açık mavi renkli kalsedon, ve de (5) masif mor renkli kalsedon’dur.

İlaveten, bu çatlak zonun batısında, opal, krizopras ve agat ile perlitik oluşuklar içeren bazı süstaşı kalitesinde silis yumruları da bulunmaktadır.

Öte yandan ana çatlak zonun güneyinde bulunan diğer bir fay hattı, altın, pirit, kalkopirit, sfalarit, galenit, sitibnit ve manganit gibi metalik cevherler içeren geniş bir mineralizasyon zonunun oluşumuna sebep olmuştur.

Bölgede kalsedon çıkarmaya yönelik madencilik faaliyetleri, Roma Döneminden beri devam etmektedir. Bu alan, tarihte çok uzun süre süstaşı madenciliğinin yapıldığı nadir yerlerden biridir. Antik dönemde kalsedon madenlerinde uygulanan madencilik yöntemleri ile günümüzdeki teknikler, aradan uzunca bir zaman geçmiş olmasına rağmen birbirine oldukça benzemektedir. Bölgeye, Migem tarafından çok sayıda maden arama ve işletme ruhsatları verilmiştir. Sarıcakaya bölgesinde, görünür kalsedon rezervi, bu bölgede yapılan jeolojiksel çalışmaya göre ortalama 30 kg/m3 ‘lük bir tenörde, yaklaşık 3.000.000 ton olarak tahmin edilmektedir (yaklaşık 10 km2 lik bir alanda ve yaklaşık 10 m’lik bir derinlikte). Geçen 50 yılda bu alandan yaklaşık 2.000 ton kalsedon çıkartılmıştır. Mavi Türk Kalsedonu büyük oranda ham olarak ihraç edilmektedir. Bununla beraber tümü aynı kalite ve renkte değildir. Dünya çapında kalsedonun değeri 5.000 ile 20.000 $/ton arasındadır. 5.000 $/ton olarak en düşük fiyatı dikkate aldığımızda, rezervin toplam potansiyel değeri yaklaşık 3.000.000 ton X 5.000. $/ton = 15 milyar Dolar olacaktır. Ham kalsedonun minimum değeri 5 $/Kg’dır. Ancak mücevher taşı olarak işlenirse ham ağırlığının % 35-70’ni kaybetse bile, değeri 200 $/kg’a (20 cent/gram yada 4 cent/carat) yükselmektedir.

(DEU Ders notlarından alıntıdır.)

 5 
 : Nisan 29, 2010, 01:10:51 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
ÖZET

Türkiye’de alternatif oluşturabilecek önemli bir endüstriyel hammadde türü de, taşlaşmış yada fosilleşmiş ağaçtır. Organik kökenli bu malzeme, kesildikten ve cilalandıktan sonra, binalarda dekoratif iç yüzey kaplama taşları ve/veya dekoratif süstaşı objeleri olarak tüm dünya da yaygınca kullanılmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 20-12 Milyon yıl önce taşlaşmış büyük bir fosil ağaç ormanı, Ankara ilinin Çamlıdere ve Güdül ilçeleri arasında Çeltikçi Beldesi yakınlarında yer almaktadır.

Oldukça büyük bir taşlaşmış ağaç rezervine sahip bu alandan elde edilen malzemelerin sağlamlık, duraylılık ve ağırlıkça heterojen bir yapıya sahip olması, ürün standartlaştırılmasında önemli bir problem olarak ortaya çıkmaktadır. Ham malzemenin kesilip cilalanmadan evvel standartlaştırılması için, kendi içerisinde özelliklerine göre homojenleştirilmesi de gerekmektedir. Sadece gövde rengine ve dış görünüşüne göre sınıflandırmak yetersiz olup, ilaveten bölgedeki taşlaşmış ağaçların homojenleştirilmesi için sınıflandırılmasında, malzemenin silisleşmesi sürecinde oluşan en önemli parametreler olan kristalin derecesi ve buna bağlı silis tanecik boyutlarının göz önüne alınması gerekmektedir.

Türkiye’de ilk kez taşlaşmış ağaçlara yapılan bu çalışma sonucunda, Çeltikçi (Güdül-Ankara) bölgesinde bulunan taşlaşmış ağaç malzeme örnekleri, homojenleştirilmesi bakımından sınıflandırılmışlardır. Birinci olarak, örnekler renklenme ve özgül ağırlık değerlerine göre beş farklı tipiksel gruba ayrılmışlardır. İkinci olarak da, kristalin derecesi ve buna bağlı silis parçacık boyutuna göre üç alt grupta toplanmışlardır. Böylece, sağlamlık ve duraylılık derecelendirmesinde, taşlaşmış ağaçlardan birinci gruptakiler sağlam ve dayanıklı, ikinci gruptakiler yarı sağlam ve oldukça dayanıklı, ve son olarak üçüncü gruptakiler de kırılgan ve dayanıksız malzemeler olarak derecelendirilmişlerdir.
(DEU ders notları)

 6 
 : Nisan 29, 2010, 01:09:50 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
ÖZET

Güneybatı Anadolu’da, boksit içeren önemli bir endüstriyel hammadde, Milas ilçesi (Muğla), Danişment Köyünün yaklaşık batısında yer alan İlbir Dağı’nın, Küçükçamlı ve Büyükçamlı Tepe’lerinde bulunmaktadır. Menderes Masifi içerisinde yer alan bu yataktaki cevher, başlıca mikroskopik diaspor minerali olduğu için, diasporik meta-boksit (diasporit) olarak tanımlanmıştır.

Boksit yatağı ve onu çevreleyen kayalar metamorfizma ve teknonizmadan etkilenmişlerdir. Cevher içerisinde ve onu kesen fay zonunda metamorfik ve hidrotermal kökenli birçok mineral türleri oluşmuştur. Makroskopik boyutlu mineraller olan diaspor, kalsit, muskovit ve klorotoid, Mezozoik döneminde etkili olan bölgesel metamorfizma ve onu izleyen tektonik hareketler sonucu, yatak içerisinde gelişmiş çok sayıdaki küçük faylar ve çatlaklar içerisinde, hidrotermal tektonik breş dolguları olarak kristalleşmişlerdir. En önemli mineral, özgün diaspor kristalleridir. Bu kristallerin yaklaşık %60’ı, opak görünüşe ve soluk yeşil renge sahiptir. Geriye kalan kesimi ise, saydam görünüşlü, iri boyutlu ve tipik v-şekilli ikizlenmeli olup, bu yüzden çekici ve eşsizdirler. Kristaller çoğunlukla zeytinyağı yeşil ve kısmen toprak kahvesi tekli renklenmeler, ender olarak ta doğal ışık kaynağı altında yeşilimsi ve yapay ışık kaynağı altında narçiçeği çiftli renklenmeler gösterirler.

Bu sonuca göre, yatak iki farklı endüstriyel hammadde içermektedir. Bunların mevcut maden kanununa göre işletilmesi, boksit cevherinin 4.Grup maden işletme ruhsatıyla ve diaspor kristallerinin de 5.Grup süstaşı işletme sertifikasıyla yapılması yasal zorunluluktur.

Bu alanda diasporit cevherinin varlığı 1949 yılında ortaya çıkartılmış, ekonomikselliği ise 1962 ve 1972 yılları arasında MTA’nın bu bölgede yaptığı araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır. Yatağın Etibank tarafından 1972’den 1982’ye kadarki işletme süresince, endüstriyel hammadde olarak sadece boksitler göz önüne alınmıştır. Buna karşılık, diaspor kristallerinin eşsiz gemolojik değeri bilinmediğinden, varlığı pek önemsenmemiştir. Bu yüzden Etibank’ın resmi üretim kayıtlarına diaspor kristalleri dahil edilmemiştir.

Bununla beraber, özellikle 1978 ve 1982 yılları arasında tonlarca ve o tarihten bu yana da belirli miktarda üretilen ideal şekilli ve süstaşı kalitesindeki diaspor kristallerinin neredeyse tamamına yakını yurtdışına çıkartılmıştır. Münih (Almanya), Bazel (İsviçre) ve Tucson (A.B.D.) mineral fuarlarında, mineral koleksiyoncuları ve mineral müzeleri tarafından güzelliği ve enderliği keşfedilen bu kristaller, büyük değerler karşılığında alıcı bulmuşlardır.

2005 yılında yeni maden kanununun çıkmasıyla birlikte, özel bir şirkete tüm saha disporit madeni olarak satılmıştır. Saha sadece 4.Grup’tan ruhsatlandırılmıştır. Özel şirket, bu tarihten sonra madeni yeniden açmış, diaporun ismini de “zultanite” denilen bilimsel olmayan bir isimle değiştirmiştir. Diaspor kristalleri, zultanite ismiyle Türkiye hariç dünyadaki tüm süstaşı pazarlarında tanıtılmaya ve satılmaya devam edilmektedir.
(Dokuz Eylül Ders Notları )

 7 
 : Nisan 29, 2010, 01:07:00 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
SÜSTAŞI BÖLGELERİ

ANKARA (Çubuk) Bölgesi: Bandlı, Çubuklu ve Yosun Agat

ANKARA (Güdül) Bölgesi: Taşlaşmış Ağaç

AFYON (Bayat) Bölgesi: Dentritli Opal ve Kalsedon

AYDIN (Çine) Bölgesi: Dağ Kristali Kuvars

AYDIN (Karacasu) Bölgesi: Dumanlı Kuvars

AYDIN (Koçarlı) Bölgesi: Dumanlı Kuvars

BALIKESİR (Dursunbey) Bölgesi: Ametist

BALIKESİR (Edremit) Bölgesi: Hematit

ÇANAKKALE (Biga) Bölgesi: Krizopras

ESKİŞEHİR (İnönü) Bölgesi: Dendritli Opal

ESKİŞEHİR (Sarıcakaya) Bölgesi: Kalsedon

İZMİR (Aliağa) Bölgesi: Bantlı Kalsedon, Agat, Silisleşmiş Ağaç

İZMİR (Konak) Bölgesi: Almandin (Granat)

İZMİR (Konak) Bölgesi: Rodonit

MANİSA (Gördes) Bölgesi: Akuvamarin (Beril)

MANİSA (Gördes) Bölgesi: Şörl (Turmalin)

MUĞLA (Milas) Bölgesi: Diyaspor

YOZGAT (Sorgun) Bölgesi: Goşenit (Beril)

YOZGAT (Sorgun) Bölgesi: Morganit (Beril)

YOZGAT (Sorgun) Bölgesi: Rubellit (Turmalin)

 8 
 : Nisan 29, 2010, 01:04:08 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
Taş ve Metal İşlemeciliği Teknikerliği Programı nın amacı Dokuz Eylül Üniversitesinde şu şekilde belirtilmiştir :

Her meslek dalında olduğu gibi, Kuyum zanaatının da önemli yer tutan kalifiye eleman ihtiyacı vazgeçilmez bir unsurdur. Kalifiye eleman dendiğinde; Mesleki açıdan geniş görüşle düşünebilen, bir işe başlamadan sonucunu düşünebilen, yaptığının neden ve niçinlerini bilen, yapacağı ürünü en kısa zamanda en az fire ve masrafla tamamlayabilen, beynini ve elini aynı anda kullanabilen, mesleki bilgisi yeterli ve her zaman kendini yenileyebilen kişi akla gelmektedir. Bu vasıflara sahip insan yetiştirmek ise uzun zaman alıcı ve masraflı bir iştir. Ayrıca kalifiye elemanı yetiştirirken çok sabır ve güçlü bir irade gerekir. Böyle vasıflara sahip bir insanı, onunda bir insan olduğunu unutmadan, dövmeden, hakaret etmeden eğitmek de ancak özel yeteneklere sahip eğitmenlerle mümkün olmaktadır.

Bu yüzden, kalifiye bir elemanın yetiştirilmesi dünyadaki gelişmiş modern toplumlarda olduğu gibi devlet tarafından gerçekleştirilmektedir. Kalifiye bir eleman yetiştirmenin masrafını ve harcayacağı zamanı, özellikle küçük ölçekli işverenlerin karşılaması oldukça zordur. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, devletin yükümlülüğünü kapitali sınırlı olan işveren yüklendiği zaman, sağlıksız ve gereksiz bir ekonomik kayıp ortaya çıkmaktadır. Çünkü insan doğasından kaynaklanan bir bencilliğe sahiptir. Bilhassa usta çırak ilişkisinin hakim olduğu zanaat dallarında, usta mesleğinin birçok sırlarını doğrudan çırağına öğretmek istemez. Çünkü çırağın işi bırakıp öğrendiklerini bir başkasına öğretmesinden çekinir. Yani çırağına güven duymamaktadır. Diğer yandan da çırak, uzun yıllar çalışarak o zanaatı öğrendikten sonra ustasına tam verimli olacağı zamanda ya kendi işyerini açmakta ya da, başka bir işverenin yanına gitmektedir. Yani ustasına güven vermemektedir. Tabii istisnalar her zaman hariçtir.

O halde bu kısır döngü nasıl aşılmalıdır? Elbette en makulü, insan eğitiminin sağlıklı ve modern bir ortamda, her isteyene açık, uzman eğitmenlerin görev aldığı üniversite ortamında, devlet eliyle yapılmasıdır. Tabii ki üniversite eğitimiyle her işletmeye uygun elemanı tam olarak yetiştirmek de mümkün değildir. Ancak özellikle kuyum sektöründe kalifiye bir eleman usta çırak ilişkisiyle en az 3-5 yılda yetişmektedir ve bu insanın yetişmesindeki her türlü mali külfete de işveren katlanmak zorundadır. Oysa kuyum zanaatıyla ilgili her türlü alt yapıyı ve teknik bilgiyi almış bir eleman, bir işetmeye gittiğinde en fazla 1-2 ayda kendini oradaki üretim şekline adapte edebilir. Sonuçta, hem işveren uzun zaman harcamadan kalifiye bir elemana sahip olur, hem de kalifiye elamanın yetiştirilmesine harcayacağı masrafı işletme sermayesine katarak, ekonomiye kazandırır. Ayrıca bir meslek dalında üniversite eğitimi alan bir elemanın kavrama yeteneği çok gelişmiştir. Yeni teknolojiye kolay uyum sağlar ve her zaman kendini yenilemesini bilir. Böyle bir elemanı çalıştıran işveren, her zaman o elemandan maksimum verim alır.

Sonuç olarak, üniversite eğitimiyle kalifiye eleman yetiştirmenin gelişmiş ülkelerce kanıtlanmış bir gerçek olduğunu ve de "okumuşla okumamış insanın bir olmadığı" Atasözünü unutmamalıyız

 9 
 : Nisan 29, 2010, 01:03:05 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
Taş ve Metal İşlemeciliği Teknikerliği Programı

Her meslek dalında olduğu gibi, Kuyum zanaatının da önemli yer tutan kalifiye eleman ihtiyacı vazgeçilmez bir unsurdur. Kalifiye eleman dendiğinde; Mesleki açıdan geniş görüşle düşünebilen, bir işe başlamadan sonucunu düşünebilen, yaptığının neden ve niçinlerini bilen, yapacağı ürünü en kısa zamanda en az fire ve masrafla tamamlayabilen, beynini ve elini aynı anda kullanabilen, mesleki bilgisi yeterli ve her zaman kendini yenileyebilen kişi akla gelmektedir. Bu vasıflara sahip insan yetiştirmek ise uzun zaman alıcı ve masraflı bir iştir. Ayrıca kalifiye elemanı yetiştirirken çok sabır ve güçlü bir irade gerekir. Böyle vasıflara sahip bir insanı, onunda bir insan olduğunu unutmadan, dövmeden, hakaret etmeden eğitmek de ancak özel yeteneklere sahip eğitmenlerle mümkün olmaktadır.

Bu yüzden, kalifiye bir elemanın yetiştirilmesi dünyadaki gelişmiş modern toplumlarda olduğu gibi devlet tarafından gerçekleştirilmektedir. Kalifiye bir eleman yetiştirmenin masrafını ve harcayacağı zamanı, özellikle küçük ölçekli işverenlerin karşılaması oldukça zordur. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, devletin yükümlülüğünü kapitali sınırlı olan işveren yüklendiği zaman, sağlıksız ve gereksiz bir ekonomik kayıp ortaya çıkmaktadır. Çünkü insan doğasından kaynaklanan bir bencilliğe sahiptir. Bilhassa usta çırak ilişkisinin hakim olduğu zanaat dallarında, usta mesleğinin birçok sırlarını doğrudan çırağına öğretmek istemez. Çünkü çırağın işi bırakıp öğrendiklerini bir başkasına öğretmesinden çekinir. Yani çırağına güven duymamaktadır. Diğer yandan da çırak, uzun yıllar çalışarak o zanaatı öğrendikten sonra ustasına tam verimli olacağı zamanda ya kendi işyerini açmakta ya da, başka bir işverenin yanına gitmektedir. Yani ustasına güven vermemektedir. Tabii istisnalar her zaman hariçtir.

O halde bu kısır döngü nasıl aşılmalıdır? Elbette en makulü, insan eğitiminin sağlıklı ve modern bir ortamda, her isteyene açık, uzman eğitmenlerin görev aldığı üniversite ortamında, devlet eliyle yapılmasıdır. Tabii ki üniversite eğitimiyle her işletmeye uygun elemanı tam olarak yetiştirmek de mümkün değildir. Ancak özellikle kuyum sektöründe kalifiye bir eleman usta çırak ilişkisiyle en az 3-5 yılda yetişmektedir ve bu insanın yetişmesindeki her türlü mali külfete de işveren katlanmak zorundadır. Oysa kuyum zanaatıyla ilgili her türlü alt yapıyı ve teknik bilgiyi almış bir eleman, bir işetmeye gittiğinde en fazla 1-2 ayda kendini oradaki üretim şekline adapte edebilir. Sonuçta, hem işveren uzun zaman harcamadan kalifiye bir elemana sahip olur, hem de kalifiye elamanın yetiştirilmesine harcayacağı masrafı işletme sermayesine katarak, ekonomiye kazandırır. Ayrıca bir meslek dalında üniversite eğitimi alan bir elemanın kavrama yeteneği çok gelişmiştir. Yeni teknolojiye kolay uyum sağlar ve her zaman kendini yenilemesini bilir. Böyle bir elemanı çalıştıran işveren, her zaman o elemandan maksimum verim alır.

Sonuç olarak, üniversite eğitimiyle kalifiye eleman yetiştirmenin gelişmiş ülkelerce kanıtlanmış bir gerçek olduğunu ve de "okumuşla okumamış insanın bir olmadığı" Atasözünü unutmamalıyız

 10 
 : Nisan 29, 2010, 12:59:14 ÖS 
Başlatan serdar - Son mesaj Gönderen: serdar
GEMOLOJİ [GEM(M)OLOGY]

TANIM VE BİLİMSEL DİSİPLİN

Süstaşları bilimi olarak basitçe tanımlanabilen gemoloji; Süstaşı özelliği taşıyan her türlü malzemenin, yeryuvarında oluşumundan, tüketicinin beğeni ve kullanımına kadar geçen süreçteki her yöntem işlemi konu alan bir bilimsel ve ticari uğraşıdır.

Gemolog, süstaşları üzerinde uzmanlaşmış kişidir ve temel görevi süstaşlarını tanımlamak, sentetik ve taklitlerini gerçeğinden ayırmak ve gerekirse taşın temel özelliklerine göre işlenmesini yönlendirmektir. Gemoloji çalışmak iyi bir mineraloji ve kristalografi temeli gerektirse de herkesin belli bir disiplinli çalışma ve tecrübe ile yapabileceği bir iştir.

JEOLOJİ
Mineraloji-Petrografi
Gemoloji
BİLİMSEL KONULARI

Süstaşlarının bilimsel inceleme yöntemleriyle tanımlanması ve sertifikalanması
*Pırlanta sertifikası

*Renkli Taş Sertifikası

Süstaşlarının doğal ve yapay renklendirme nedenleri (ısıtma, ışıma, boyama, ikili ve üçlü ekleme) ve bunları iyileştirme yöntemleri
*Treatment

(Genelde ısıl işlemlerle taşın renk değerini arttırma)

(Diğer yöntemlerle taşın saflık değerini arttırma)

*Enhacment

(Işıma (radyasyon) işlemiyle renk değerini arttırma)

Süstaşlarının sentetik imalatı ve yöntemleri
Süstaşlarının oluşumu, aranması, bulunuşu ve eldesi (Madenciliği)
Süstaşlarını her türlü işleme teknikleri (LAPIDARY)
Süstaşlarının pazarlanması (klasik ve elektronik ortamda satışı)
Süstaşlarının soy metallere mıhlanması

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!